KekemelikKekemelik Kekemelik, konuşmanın akıcılığını bozacak şekilde bazı hecelerin ya da kelimelerin söylenişindeki güçlük olarak tanımlanabilir. Bu güçlük,söylenmek istenen hece ya da sözcükte sesli ya da sessiz biçimde tekrarlar ya da uzatmalar biçiminde ortaya çıkar. İki-üç yaşları arasında görülen kekemeliklerin çoğu geçicidir. Çocuk, sınırlı sayıdaki sözcük dağarcığı ile çok şey anlatmak isteyince zorlanır. Zorlanınca da bazı sözcükleri çıkarırken heyecandan kekeleyebilir. Bu, normal bir davranıştır. Kekemelik, daha çok 3-5 yaşları arasında ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Daha önceleri konuşmasında herhangi bir güçlük yaşamayan çocukta bazen birdenbire bazen de yavaş yavaş sözcüklerin söylenişinde tutulmalar başlar. Başlangıçta, belli sözcüklerde takılır. İlk heceleri çıkarmakta oldukça zorlanır, sıkılır, özellikle yanında başka insanlar da varsa daha da bunalır. Sözcüğü çıkarmaya çalışırken bir yandan da eli kolu başı da bu çabaya katılır. Genelde, ilk sözcük çıktıktan sonra diğerleri daha rahat söylenebilir. Kekemelik tablosunda, çocuktan çocuğa farklılıklar görülür. Bazı çocuklar sadece yuvada ya da okulda kekeler. Bazı çocuklar arkadaşlarının yanında düzgün konuşur, ancak yetişkinlerin yanında tutulurlar. Kimi çocuklar, normalde akıcı ve düzgün konuşurken, telefonda kekeleyebilirler. Kekemeliğin ortaya çıkışında ruhsal nedenlerin etkili olduğu konusunda pek çok gözlem ve veri bulunmaktadır. Genelde, düzgün konuşan bir çocuğun herhangi bir travma (yangın, kaza, yaralanma vb) ya bağlı olarak ortaya çıkan heyecan ve gerginlik sonucunda konuşurken tutulması kekemeliğin büyük ölçüde ruhsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Konuşma ile ilgili organlara (ağız, ses telleri, gırtlak, dil) ait hiçbir bozukluğun kekemeliğe yol açtığı görülmemiştir. Bu tür bir konuşma bozukluğunda ailesel bir yatkınlığa rastlanmakla beraber bu yatkınlığın nedenleri ile ilgili sağlam verilere henüz ulaşılamamıştır. Kekemelik, genelde erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha yüksek oranda görülmektedir. Ateşli bir hastalığın ardından kekemeliğin görülme sıklığı da oldukça fazladır. Yine, uzun süren hastalıklarda çocuğun sosyal çevresinden yoksun kalması sonucunda da kekemeliğe rastlayabiliyoruz. Kekemeliğin ortaya çıkışında özellikle örseleyici yaşantıların büyük ölçüde payı vardır. Bu güçlüğü çeken çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, kekemeliğin duygusal yoğunluğu oldukça fazla bir olayın ardından ortaya çıktığını göstermektedir. Bu çocuklar genelde anne babaları tarafından çeşitli konulara karşı sık sık korkutulan çocuklardır. Bir köpeğin ani bir tepkisi sonucunda tutulan çocuk, büyük bir olasılıkla daha önceden köpeğe karşı olumsuz duygularla korkutulmuştur. Aynı olaya, her çocuk aynı tepkiyi vermez. Burada, çocukların bireysel özelliklerini ve buna bağlı olarak algılama farklılıklarını da dikkate almak gerekir. Bazı anne ve baba tutumları da kekemeliğin oluşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Aşırı titiz ve kuralcı anne babalar, çocuklarının atacağı her adımı önceden planlarlar. Çocuğun nerede, nasıl davranacağı hatta ne söylemesi gerektiği belirlenmiştir. Bunların dışında bir davranış sergilemesi onaylanmaz. Böyle bir ortamda, çocuk sürekli gergin ve kaygılıdır. Kekemeliğin ortaya çıktığı dönem, dilin henüz kazanılmaya başlandığı bir dönemdir. Öğrendiği sözcükleri güvenle deneme şansı olmayan çocuk için kekemelik, içinde bulunduğu çatışmanın dışarı açılan bir kapısı durumunda olacaktır. Kekemeliğin ortaya çıkışı ile birlikte çocuğun sosyal yaşamında da uyumsuzluklar başlar. Çevresinde bulunanlar onunla alay ederler. Bu durumda, çocuk konuşmaktan çekinir. Giderek, kekemeliğin yanında çekingenlik, utangaçlık ve güvensizlik gibi belirtiler de eklenir. Bütün bu özellikler, çocuğun, sosyalleşmesinde olumsuz birer etken olabilir. Arkadaş ilişkilerinde güçlükler yaşamaya başlar. Kekemeliğin tedavisinde hem çocuk hem de aile birlikte incelenir. Bu inceleme sonucunda, kekemeliğin ortaya çıkmasında etken olan ruhsal nedenlere ve anne baba tutumlarına ulaşılmaya çalışılır. Bütün bunlardan hareketle, anne ve babaların şu davranışlardan kaçınmaları öğütlenebilir: Çocuğun takıldığı her sözcüğü mutlaka düzeltmek yararlı bir davranış değildir. Aksine,bu tutum çocukta hep takılacağı düşüncesini geliştirir. Bu da onu sürekli tedirgin ve kaygılı yapar. Anne babanın çocuğun güçlüğü ile ilgili sergiledikleri beden dili (sabırsız, üzgün vb) de çocuğun iç gerilimini arttırır. İç gerilim arttıkça kekemelik de artar. Bunun yerine, anne baba çocuğun söyleyemediği sözcüğü söyletebilmek için bir çabaya girmek yerine çocuktaki iç gerilimin kaynakları üzerinde durarak, buna uygun davranışlar geliştirmelidirler. Çocuklarının güçlüklerinde kendilerine ayna tutabilen anne babalar için üstesinden gelinemeyecek güçlük yoktur. Psikolog İlknur Kurt İlknur EFEÇINAR |