Sevgi Beklentileri

Şu an öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, birçok insan dertli, sıkıntılı, şikayetçi. İsyanda değildir, olamaz diye düşündüğümüz nice insanların bile bir problemi, içinden çıkamadığı birçok sorunu var. Nereden kaynaklanıyor bütün bu problemler? Çünkü insanlar günümüzde hep elde edemediklerinin peşinde koşuyorlar, ellerinde olanın kıymetini bilemiyorlar da ondan. İyi ve doğru diye bildiğimiz nice değerler alt üst edilmiş durumda. Köşeyi dönmek meziyet sayılıyor. İşte bu yüzden de bir türlü memnun olamıyor insan. Halbuki hepimizin çevresinde nice sevgi bekleyen, bizden küçücük bir kıpırdanış gördüklerinde bize koşmaya hazır, sevgi özlemiyle yanan kardeşlerimiz var. Onlarla aramızdaki sevgi alışverişini kurmak bize neler neler kazandıracak, huzur, mutluluk getirecek. Hayattan zevk almamıza, yaşamımızı tatlandırmamıza sebep olacaklar. Acaba huzur avuçlarımıza dökülmeyi beklerken karşılık olarak bizden neler istiyor? Mademki hayatta çalıştığımızın karşılığını alıyoruz; huzurun, mutluluğun karşılığı ne? Onların bizden istediğini bilir ve uygularsak huzur elbet ki hakkımız olacak. Huzurlu olmanın, mutlu olmanın en güzel yolu da sevdiklerimizle aramızdaki ilişkilerden doğan tattır. Bu yol adeta Yüce Yaratan ile bizim bir alış verişimizdir. O Yüce, bu yolu da çizerken bizlere insanlarla örülmüş köprüler sunuyor. O’ndan alacaklarımızı biz yine insan kardeşlerimiz vasıtasıyla alırız. Eğer ki alamıyorsak ve şikâyet içerisindeysek, yolda doğru adımlar atmıyoruz demektir. Aceleyle verdiklerimize hemen karşılık beklersek de yanlış bir beklenti içerisine düşeriz. Çünkü O, yolunu dilediğince çizer. Bizler nasıl vereceklerimizde serbest isek, O’da bizim hayrımıza dilediği zaman, dilediği şekilde verecektir. Yalnız inanalım ki O, her zaman vericidir ve borçlu kalmaz. Borçlu olan yalnız insandır. Şimdi çevremizdeki insan kardeşlerimizle aramızdaki sevgi alışverişine gelelim. Acaba onlar bizlere ne diyorlar, ne istiyorlar? Ve biz onlara neyi, ne kadar verebiliyoruz düşünelim:

Bana sevdiğini söyle

İnsanlar önce sevildiklerini bilmek isterler, duymak isterler. Onlara sevgi suyumuzu bol bol sunsak da bunu dilimize indirmesek, insanlar bundan şüphe duyarlar. “Acaba bir çıkarı mı var” diye düşünürler. Endişede kalıp cevap vermekte tereddüde düşerler. Verdiklerinizden, yaptıklarınızdan ayrı onları sevdiğinizi mutlaka söyleyin. “Seni seviyorum” sözcüğü belki en zor fakat en güzel sözcüktür. Sihirli bir etkisi vardır adeta. Yüzleri güldürür, hayat verir, huzur verir, güven verir. Elbet ki söylenen bu söz davranışlarla da desteklenmelidir.

Beni sevdiğini göster

Seviyorum demek sihirli bir etki yaratırken daha sonra bu sözü destekleyen bir davranış içerisinde olmamak o güzel atmosferi bozar. O atmosferin devamı için neler yapılabilir? Öncelikle birbirimizi çok iyi tanımalı ve bilmeliyiz. Onu mutlu edecek ne varsa hepsini öğrenmeye çalışmalıyız. Çünkü karşımızdaki bize der ki:

Bana sevdiğimi ver

Nedir o sevdikleri, hoşlandıkları? Nelerde ortak noktalarımız var? Ona nereye kadar, neyi gönülden verebilirim? Bu soruların cevabı bizim ve sevdiklerimizin arasındaki geçişi kuracaktır. Örneğin küçük bir çocukla bir çocuk sinemasına gidebiliriz; fakat aynı filmi bir büyükle paylaşmak yerine onunla ikimizin de hoşlanacağı türde bir filme gitmek doğru bir seçim olur. Veya çocuğumuza bir çocuk romanı hediye ederken, eşinize bir demet çiçek götürmek anlamlıdır.

Benimle ilgilen

Sevgimizi sunacağımız adaylar aynı zamanda sıcak bir dostluk ve ilgi isterler. Ne bir demet çiçek ne de bir başka hediye yalnız başına yeterli değildir. Ona eşlik edecek bir ilgi gerektir. Örneğin çocuğunuza bir top aldınız, fakat o neşeyle yanınıza geldiğinde “Benim şimdi işim var kendine oynayacak bir başkasını bul” demek, bütün o güzel davranışın kıymetini yitirmesine yol açar. Onunla oynayın.

Ne olur beni kırma

Her nedense sevdiklerimizin, bizim her hareketimize karşı bizi daha çok anlayacağını, affedeceğini zannederiz. Bu bir ölçüde doğrudur. Çünkü sevginin gereğinde affedicilik ve anlayış var, fakat unutmayalım ki, seven gönüller aslında çok hassastır. Adeta sırçadan bir Çin vazosu gibidir. En küçük bir darbe onun çatlamasına sebep olabilir. Kırıp kırıp yapıştırma yolunu tutarsak, sonunda ilkinden çok farklı bir eser yaratmış oluruz. Ve bir gün gelir o gönlü artık tanıyamayız. Halbuki o farkın sebebi bizizdir. Yaratıcısı biz olduğumuz halde, biz ilk halini sevmişizdir. Unutmayalım ki ilk önce kırdığımız gönüllerden sorulacağız.

Bana destek ver

Sevgi destek ister. İki insan arasındaki sevgi öyle bir yapı ki iskambil kağıdından yapılmış çadır gibi, birbirini tutar. Biri kendini çekerse diğeri yıkılır. Tek başına dik durmak ise zor sanat. Bizi Yaratan, bunu bildiğinden, bizleri bir arada yaşatıyor. Ve aslında herkes birbirine destek veriyor. Birimizin hayrı birçok kişiyi ayakta tutuyor. Unutmayalım ki bizler birbirimize muhtacız. Yalnız olursak eksikli oluruz. Kadın erkeğe muhtaç, erkek de kadına muhtaç.

Beni koru

Destek vermenin önemi kadar önemli bir başka davranış “Korumak”. Sevginin mutlaka koruyucu kanatları olmalı yoksa yücelere uçamaz. Herkes sevgi açıdır. Sevgi en güzel yiyecekten, en güzel içecekten daha büyük bir ihtiyaçtır. Bize yaşam enerjisi verir, cana can katar. Korumadığımız bir sevgiyi kapacak mutlak bir kurt çıkar. Sevginizin askeri olun. Yoksa sizi de koruyacak bir kanattan mahrum kalırsınız.

Beni unutma ve ara

Sevginin bir göstergesi aramak, sormak ve hiç unutmamaktır. Hayatta birçok rolleri peş peşe oynarız. Hayat bir tiyatro sahnesi gibidir. Bizi birçok role yerleştirir. Fakat bu rollerin arasında kendimizi kaybedersek, zaman hızla akıp geçer. Ve zaman her şeyi eskitir. Buna sevgi de dahildir. Ne demiş eskiler “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur”. Şu halde sevginin zamanla eskimesine göz yummayalım. Düşünceyle onu besleyelim ve anmayı unutmayalım. Madem ki her şey düşünceden doğar şu halde sevgi de düşünceden doğar. Eylemle beslenir gelişir ve büyür.

Bana kızma, beni öv

Hepimiz insanız ve hatasız olmak için madem mektepteyiz, bizler de yanlış yapabiliriz. Hatasızlık Tanrı’ya özgü. Ama bizler de ne çok kızıyoruz değil mi? Arada sırada “Ah! Şu sinirlerim tepeme çıkmasa.” demiyor musunuz? Burada en güzel yardımcı “ sabır ve Tolerans”. Kızdınız mı, sinirleriniz tepenize mi çıktı, derhal bir süre tanıyın kendinize. Hani zaman her şeyi eskitirdi ya, zaman sinirlerinizi de eski haline getirecek. Yüz metre koştuktan sonra kalbiniz hızla atarken onu normale getirmek için ne yaparsınız? Burada da dinlendirici bir şeyler yapın; müzik dinleyin, biraz dergi karıştırın ve bir sürenin geçmesini sağlayın. Hemen tepki vermekten kaçının. Bu davranışınız sevdiğiniz için de bir zaman demektir. Sonra nasıl rahatladığınızı görecek ve belki de eskiden en zor hallettiğiniz konuların bir çırpıda çözülüverdiğini göreceksiniz. Övgü ise sizin en güçlü yardımcınız olacak. Halletmek istediğiniz konuda sevdiğinizin önce güzel yanlarını överek işe girişin. Övgüyü her fırsatta, gerçekleri aksettirmek üzere, kullanın. Gerçek değerleri övmekten sakın geri durmayın. Aranızdaki sevginin katmer katmer açmasını sağlayacaktır.

Beni şikayet etme, benden razı ol

Her motorun bir gücü vardır. Siz ne kadar gaz verirseniz verin o motorun gücü bir yerden sonra artmaz. Aranızdaki sevginin de bir gücü vardır. O gücün motordan farkı, beslendikçe artmasıdır. Ama ani bir artma değildir bu. Zamanla ve beslendikçe artar. Saygı sevginin gıdasıdır. Sevginizi saygınızla besleyin. Saydığınız kişinin elbet ki birçok değerinde buluşuyorsunuz demektir. Bazı değerlere sahip değilse bunun için şikâyet yersizdir. Çünkü o değerler yoksa, henüz siz ona kazandıramamışsınız demektir. Burada şikayet ettiğiniz aslında kendinizsiniz. Kendi eksiklerinizi görüp, madem ki o yönde de güç istiyorsunuz o sevgi damarını da besleyin. Ve olanı sevmeye özen gösterin. Şikâyetiniz için daima kendinizi ele almaya çalışın. Çalışan başarır. Ve çalışan mutlak çalıştığının karşılığını alır. Üzerinde çalışmadığınızdan bir şey beklemek, boş bir saksıdan çiçek beklemek gibi ümitsiz bir bekleyiştir. Arpa ekip buğday biçemezsiniz. Suyu elinizde tutamazsınız, fakat bir emek verir suyu buz haline getirirseniz o zaman tutabildiğinizi göreceksiniz.

Beni hep sev fakat esir etme

Bizi Sevgisinden Vareden, Bize Tüm Hayırları Veren, bizleri hep seviyor. Biz şerre düşsek de bizi bağışlıyor, affediyor yine seviyor. Fakat dikkat ederseniz hiçbirimizi esir etmiyor. Öyle bir akıl vermiş ki bize, hürriyetin, özgürlüğün ta kendisi. Dilediğimizce serbestiz. O bize akıl serbestisini verdiyse, bizde birbirimize akıl serbestliğini vermeliyiz. O, Onu sevelim diye her şeyin özüne girmiş. Her sevdiğimiz şeyde O’nun özü var. Yani her sevdiğimiz bir bakıma da O. Şu halde biz de sevgimizi dört bir yana salalım. Her güzellikte bizden bir parça olmasına, emek olmasına bakalım. Ve sevdiklerimizin akıl yönünden serbest olduklarını unutmayalım. Sevgi esarete gelmez, zincire vurulamaz.

Elimi tut ve bana sarıl

Sevgi bir enerji, bir güç dedik. Gözden göze akıcılığı var, elden ele geçiciliği var. Üzerinde çalıştığımız her sevgiye bu fiziksel beraberlik de eşlik eder. Yüzler sevginizi aksettirir bir ayna misali ve beden ona eşlik eder. Korkmayın sevdiğinizden. Eğer seviyorsanız, gerçek seviyorsanız eliniz, diliniz, gözünüz hep sevgi kesilecektir. O enerji akmak için sizden yol isteyecektir. Eğer ona gem vurmaya kalkarsanız bu sefer sizi yakacak, eritecek, bitirecektir. Mutlaka ona bir kanal, bir yol açmalısınız, ki tüm çevrenizi sarsın, her yanınızı tat bürüsün. Sevgide yaratma gücü, sevgide fedakârlık, sevgide vericilik var. Sevginin ücreti yok ve sevgi O’nun eseri, tek ana esas ve ana gaye.

Hep Sevgiyle Kalın
Uzman Psikolog
Ali Rıza Tanaltay